John William Waterhouse - The Lady of Shalott
“Odasına girip soyunmadan yatağa uzandı; bütün gece uyumadan, saat çalmayabilirdi, uyuyakalırdı belki ve o sabah. Tam sekizde kapıya yaklaştığında durdu, biraz daha uyuttu; kapıyı vurdu.”
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan
aslinda o kadar da kotu degil. sakinim, huzurluyum, kalbim var, yasadigimi hissediyorum. ve en gec 3 haftaya geri donecegim. bu sefer temelli. bu sefer kendi evime. dondugumde guzel yemek yiyebilecegim iki kapim olacak bu sefer. biri ailemin evine benzeyen.
insanin ozel hayat cigirtkanligi yapmasiyla mutlulugunu yazmasi arasinda cok ince bi cizgi var ve bence bu iki sey arasindaki cizgi cok bulanik/ince/keskin gibi kaliplar cok sikici oldu. ben hep cogunlugu kendime kalsin istedim, sadece bilenlerin anlayacagi kucuk isaretler birakmak istedim. onlar gorduklerinde o anlari yeniden hatirlasin/yasasin istedim. eminim sov yapmaya calistigim zamanlar da olmustur, herhangi bir konu hakkinda bu kadar net ve istikrarli oldugum pek gorulmemistir cunku. yine de ortalara havai fisekler, garip sevinc unlemleri dokme istegim olmuyor degil.
kendime belirledigim umutsuzluk siniri memurlar.net i bookmarklarima ekleyecegim zaman.
evet herkes soyluyordu, insanin kendi kazandigi para daha kiymetli oluyormus.
bazi seylerin neden olduguyla da olmadigiyla alakali kafa karisikliklarim son buldu sayilir ve bunlari daha iyi yorumlayabiliyorum dusundugum zaman. ki bu guzel bir sey.
son gunlerde kitap okumayi ve yemek yapmayi ihmal ettim ama guzel filmler izliyorum, konusuyorum, susuyorum. dondugumde evi evim yapmak icin calisacagim. sevdigim resimleri asacagim. aslinda tam bir ev insaniyim. ozellikle de soguk havada.
elimden geldigince soguk hava ve kari protesto etmk icin evden cikmadim ama karsiligi gunes, buz ve daha soguk oldu. ben de kaybettim gidiyorum iste.
3 satirlik sey yaziyorum yarisinda da gitmekten donmekten bahsediyorum haha kismetse bundan sonra da yollar uzerine yazarim herhalde.
her yere ve her seye gec kalmam konusunda hicbir degisiklik yok malesef.
metis ajandasini cok sevdim burdan hediyemi baltalayanlara da sevgilerimi yolluyorum.
1 subat 2012 ankara -20
dun cok guzel iki sey oldu. bunlardan biri cizdigim bir sey icin aldigim olumlu elestiri- ki bunu gozardi etmeye calisiyorum. digeri ise anlattigim bir ruyanin baska birine ilham vermesi; baska bir kalemde guclu, etkileyici bir seye donusmesi.
daha canli hatirlayayim diye yaziyorum bunlari; dunun guzelligini, sahip olduklarima sukretme istegimi unutmayayim diye.
ebeveyn eleştirilerimin ardından farkında olmadan hayir, ben, boyle, degil geciyor aklimdan. insanlık, üreme içgüdüsü elbet ben de bir gün ” yavrulamak” isteyeceğim. o zaman gelirse eğer lütfen gecmisi hatırlayayım.
tek dileğim cocuklarin yasaması, var olabilmesi için için ebeveynlerini öldürmek zorunda kalmayacağı bir sistem olurdu (sanirim, emin degilim). aile değil. şimdiye kadar öğrendiklerinden inanmıyorum ben aileye.
tanrım ne korkunç birsey anne baba olma egosu. nasıl bir güçtür ki bu, kendilerini tanrilarla bir görürler. ya da nasıl çürümüş bir totem katletme ayinidr ki bu, kendi babaları yerine cocuklarını öldürürler.
belki de haklisin, yanlis olan bir sistemi yikip, yeni bir sistem insa etmek istemem. bir baska tiranlik yaratmak belki de. ama inan, hepsi hala umut etme arzumdan.
George Tooker (b. Aug. 5, 1920): Mirror, 1978 - color lithograph on paper (Smithsonian)
Son zamanlarda duydugum en guzel sey:
Eulalie-Bir Şarkı
Kendi başıma yerleşmişimEdgar Allan Poe
zaman algımı yitirdim iyice. en son otobüsten el salliyordum. bir sabah-erken valizlerimi taşıyorduk. sonra ben yine donecektim. peki ne zamandi? kaç gün, ay ya da dakika sonraydi? bir gece ay isigi vardi yuzunde. zamanini bilmiyorum ama iyi hatırlıyorum. hem sonra bir gün bu sirca fanustan, bu kabus zamanlardan çıkıp gidecektim. sahi o ne zamandi?
söyleyeceklerim var. ama şimdi, bu gece, yalnızken; sadece şarkı: redd - nefes.
başım öne eğik, gülümsüyorum biraz buruk.
(Source: youtube.com)